Cüneyt Ergörün Köşe Yazarları Manşet Sürmanşet

KAR TANELERİ

0 0
Read Time:2 Minute, 10 Second

Yaz bitti artık, kış mevsimine girdik. Kış mevsimi geldiğinde, sıcacık odamızda pencere kenarına oturup, kışın lapa lapa yağan karı,  bir çoğumuz seyretmişizdir. Hemen hemen hepimiz cama vuran kar tanelerini izlerken, o eşsiz güzellik karşısında etkilenmişizdir.
Hiç düşündünüz mü kar taneleri nasıl oluşuyor?
Kar, su buharının çok soğuk hava ile karşılaşması sonucunda, çok ince buz parçalarına dönüşmesiyle oluşur. Kar taneleri,gerçekte buz kristalleri kümesidir. Altıgen prizma görünümlüdürler ve her bir kar tanesi diğerlerinden farklı şekile sahiptir, yani hiçbiri birbirine benzememektedir.
Kar taneleri, geçmişten günümüze bir çok bilim adamını da etkilemiş ve dikkatini çekmiştir. M.Ö. 2. yy.’da Çinliler ve 13. yy. ‘da Alman düşünürü Albert Magnus tarafından tutulan kayıtlar bulunmaktadır. Ancak, kar tanelerinin kristal yapısı üzerine ilk ciddi çalışma 1611 yılında yapılmıştır. Bu çalışma Alman matematikçi astronom ve bir gök bilimci olan Johannes Kepler’e aittir. Buz kristallerinin, altılı simetrik şekillerden oluştuğundan bahseder. Rene Desartes ise, doğada çok  nadir görülen oniki  kenarlı kar tanelerini gözlemlediğini, kar tanelerinin kenarlarının ve açılarının mükemmel bir biçimde, birbirine eşit ve dümdüz olduğunu ve bu kadar düz şekilde oluşan kar tanelerinden etkilendiğini ifade eder.
1954 yılında Doğal ve Yapay adını verdiği bir kitap yayımlar. Kitabında kar tanelerinin sistematik bir şekilde oluşum süreçlerini anlatır. Bu muhteşem yapının, kar kristallerinde olması ve fark edilmesi, bilim dünyasını hayran bırakmıştır.
Kar kristalleri üzerine ilk araştırmaları yapan  Amerikalı Wilson Bentley, gördüğü muhteşem sanat karşısında çok etkilenmiş ve elli yıl boyunca  kar kristali resmi çekerek, kar tanelerini incelemiştir. Bentgley keşfettiği kristal alemi için; ‘’Mikroskop altında kar tanelerinin mucizevi güzellikte olduğunu keşfettim. Bu güzelliğin başkaları tarafından görülmemesi ve gerekli önemin gösterilmemesi büyük bir kayıp. Her kristal, tasarım  harikası ve hiç bir dizayn  bir daha tekrarlanmıyor.’’ demiştir.
Bu harikulade sanatı, bir damla suda, çiçekte, böcekte ve dünyanın pek çok yerinde gördüğümüzde, çok etkilendiğimiz gibi,  o eşsiz sanatı, bir kar tanesinde de gördüğümüzde  biz insanları  çok etkilemiştir.
Kar taneleri geometrik şekilleriyle  süzülerek gök yüzünden inerken, yağmurlu ve fırtınalı havalarda dahi   birbirleriyle havada çarpışmazlar. Eğer çarpışmış olsaydılar, yeryüzüne gelinceye  kadar  dev kütleler oluşturup, bizlere zarar verirlerdi.
Çünkü birbirinden ağır maddeler düşerken, ağır olanı daha hızlı yol alarak önünde bulunana çarpabilir. Kar tanelerinde birleşme özelliği olmasına rağmen, bu birleşmeler olmaz ve ağır kütleler oluşturmazlar.
Bir kar tanesini, en dahi bir mimar, saatlerce uğraşsa bile çizemiyeceği halde, Allah kainatta milyarlarcasını şekillendirip, eşit ağırlıklarda  yeryüzüne  yağdırıyor. Kar tanelerinin en büyük özelliklerinden biri  ise, bir diğeri, bir diğerine benzemiyor.
Kar taneleri sadece bilim adamlarını etkilememiştir. Şair, yazar hatta evliyalara bile ilham kaynağı olmuştur.  Yazıma Mevlana’dan örnek vererek bitirmek istiyorum.
Hz Mevlana da ‘’ Kar taneleri ne güzel anlatıyor, birbirine zarar vermeden de yol almanın mümkün olduğunu’’ sözünü söylemiş.
Hoşca ve dostca kalın.

Happy
Happy
0 %
Sad
Sad
0 %
Excited
Excited
0 %
Sleepy
Sleepy
0 %
Angry
Angry
0 %
Surprise
Surprise
0 %
Cüneyt Ergörün Köşe Yazarları Manşet

DOST DEDİĞİN

0 0
Read Time:2 Minute, 2 Second

Dostlar, hayatımızdaki aileden sonra gelen en yakın insanlardır. Uzakta da olsalar, yakın hissettiklerimizdir. Her daim yanımızda hissettiğimiz, her anımızda yanımızda olan, desteklerini esirgemeyen, sırlarımızı, sorunlarımızı, duygu ve düşüncelerimizi rahatça açabileceğimiz, paylaşabileceğimiz insanlardır, dost dediklerimiz…

İnsan bu dünyada yalnız başına yaşayamaz. Sürekli etkileşim içinde olacak birilerine ihtiyaç duyar.
Şems-i Tebrizi Şam’a döndüğünde, Mevlana Celaleddin için onun yokluğu dayanılmazdır. Şems’in varlığını kabullenememiş kimseler, Mevlana Celaleddin’e ileri geri laflar ederler. Mevlana’nın bu kimselerden birine verdiği cevap şöyledir: ‘Onun ışığı vurmazdan önce ölü bir nakıştım sadece taş duvarlarınızda. O, elindeki yay ile vurmazdan önce tellerime; hep aynı nameyi çalıp söyleyen, kendi sesine yabancı bir kuru rebaptım.Ben onun avucunda bağlar, bahçeler ağaçlar görür; deryalar gibi geniş, deryalar kadar berrak sular görürüm. Onun avucunda çıkan ağaçların gölgesinde dinlenirim. Lakin siz bunların hiçbirini göremezsiniz.
Dost olmak, beraber gülmek, beraber ağlamak, beraber üzülmektir. Dostluk birbirimize destek olmaktır, hatırlamaktır, anmaktır. Bir dostunuzun kapısını çaldığınızda,göz göze geldiğinizde o bakışı anlayabilmeli… dostluklar hiç bir menfaate dayanmamalı, dostluğun dayanağı sevgi olmalı dostluk sadece sevgi üzerine kurulmuş ise daha kalıcı olur.

Dostlar birbirlerine her zaman anlayış, sevgi ve saygılı davranmalıdır. Tabi zaman zaman dostlarımızla da fikir ayrılığımız olur, farklı fikirlere sahip olabiliriz. Aynı konuda aynı düşünceler yerine, farklı düşüncelere sahip olabiliriz. zaten bizi biz yapanda kendi fikirlerimizdir. Hepimiz aynı şekilde düşünmeye biliriz. Aramızda tartışamlarda olabilir, önemli olan kalp kırmadan doğru bir üslupla yine hoşgörüyle, konuşarak, anlaşmaktır. Gerçek dost; hata yaptığımızda bizi uyaran,ancak sonrasında ise bizi yalnız bırakmayan, koruyan kişidir.
Hz Mevlana ‘’Dost acı söyleyen değildir ,acıyı tatlı Söyleyebilendir’’ der. yine Mevlana Kusursuz dost arasanız, dost bulamazsanız. Yüzde ısrar etme, doksan da olur. İnsan dediğinde noksan da olur. Sakın büyüklenme, elde neler var Bir ben varım deme yoksan da olur. Hatasız dost arayan dosttan da olur.” demiştir.
Dostluk karşılıklı güveni gerektirir. Dostluk yokluğunda aranılandır, sevindiğinizde de üzüldüğünüzde de ilk akla gelendir.
Ancak şu da var ki bazı değerler çok önemlidir, zor zamanlarımızda, dostlarımızı yanımızda görmek isteriz. Dostlarımızın iyi günümüzde yanımızda olup da, onlara ihtiyaç duyduğumuzda, yanımızda görememek, onların bahaneler üreterek, bizi yalnız bırakması bizi üzer, dostluğumuza olan güvenimizi derinden sarsar. Mevlana ne güzel söylemiş ‘’Sen verdikçe dost görünen çok olur. İste de gör hepsi yok olur sen kendine yetmeyi öğren tüm dünyanın malına gönlün tok olur.’’
Aşık veysel bir şiirinde bunu şöyle dile getirmiştir;
Dost dost diye nicesine sarıldım
Benim sadık yarim kara topraktır
Boşuna dolandım, boşa yoruldum
Benim sadık yarim kara topraktır.
Hepimizin hayatında gönlü güzel olan, dost gibi dostlarımız olsun.

Happy
Happy
0 %
Sad
Sad
0 %
Excited
Excited
0 %
Sleepy
Sleepy
0 %
Angry
Angry
0 %
Surprise
Surprise
0 %
Ali Efendioğlu Köşe Yazarları Manşet Misafir Yazarlar

NE OLACAK BU AMERİKANIN HÂLİ?

0 0
Read Time:3 Minute, 7 Second

Bir kitapta okumuştum; “27 Mayıs Darbesi öncesi, darbe ortamını hazırlamak için, kamu oyu oluşturmaya çalışırlarken, genellikle söze şöyle başlarlarmış;

  • Ne olacak bu memleketin hâli?”

Tabii ki arkasından, hedefledikleri algıyı oluşturabilmek için, (kendilerine göre) olumsuz gördükleri bir çok hâdiseyi arkası arkasına sıralarlarmış.

Şimdi ben de, derin derin Amerika’nın hâlini düşünmeye başladım. Diyeceksiniz ki; “yâ hu, sana Amerika‘nın hâlinden? Sen kendi memleketimizin hâlini düşünsene!

İyi de, be güzel kardeşim! Bizim hâlimiz şimdiye kadar hep Amerika’ya bağlı olmamış mı?

Eskiden, Amerika’nın Dünya Kamu Oyunda bir ağırlığı, etkili bir İMAJI vardı. Son yıllarda yapmış olduğu operasyonlarla, bu ağırlık ve imajını çizdirdi. Nasıl yâni, diyeceksiniz? Bakalım;

1- Rusya’dan sonra Afganistan’a girmesi ve orada yaptığı operasyonlarla güven kaybetmesi. El-Kâide’yi kurup, bir sürü İslam adına İslam’a uymayan faaliyetler yaptırması, önce, bu işin arkasında Amerika’nın olduğu şüphesini doğurdu. Bin-Lâdini önce kullanıp, sonra olumsuzlıkların sebebi olarak onu göstermesi, sonra da onu yok etmesi,

2- Saddam ile iş birliği yapıp, önce İran ile 8 yıl savaştırması, sonra Kuveyt’e saldırtıp, bunu bahane ederek ve Saddam’ın elinde Toplu İmha Silahları var diyerek, Irak’ı işgal etmesi,

3- İşgalden sonra Irakta işlediği cinayetler ve kadınların ırzına tasallut etmeleri,

4- Arkasından, beraber çalışıp kullandığı Saddam’ı feci bir şekilde öldürmeleri,

5- Libya’da yaptıkları operasyonlar ve Kaddafi’yi feci bir şekilde öldürmeleri, (bu arada Fransa ve İtalya’nın Kaddafi’den para yardımı alıp, sonra da Amerika ile beraber Kaddafi’ye operasyon çekmeleri), (zannediyorlar ki bunu insanlar yutuyor! Bunların hepsi Dünya halklarının hâfızasında menfur birer hadise olarak birikiyor ve Amerika ve Batı’ya karşı nefret oluşturup bu nefreti arttırıyor)

6- Birleşmiş Milletleri Amerika ve Batı kendi menfeatlerine kullanıp, istediklerinin başına çullanıyor, ama İsrail’in Birleşmiş Milletler Kararlarına uymayıp çiğnemesi karşısında, kısık sesle kınamaktan başka bir şey yapmıyor. Allah u a’lem arkadan; “sen, bizim kınamamıza bakma, zulüm ve cinayetlerine devam et” diye teşvik ediyor.

7- Bir çok dünya devletlerinde, işine gelmeyen iktidarları, CIA ve NATO operasyonları ile (gûya çaktırmadan!) indiriyor, ihtilaller-darbeler yapıyor. Oralarda her türlü cinayetler işliyor ve insan haklarını çiğniyor, sonra da ellerindeki medya ve diğer imkanları kullanarak, bunların vebâlini başkalarına yüklüyor,

8- Bu DEMOKRASİ HAVÂRÎLERİ Mısır’da halkın oyları ile İktidara gelen Mursi’ye tahammül edemeyip yüzlerce insanları katlederek, DARBE yaptırıp, kendilerine uşaklık yapacak birilerini başa getiriyor,

9- Türkiye’den bir uşak bulup, Amerika’ya yerleştiriyor, büyük çiftlikler tahsis edip, imkanlar veriyor, besliyor, bütün dünya ülkelerinde okullar açtırıp oraları CIA karakolları olarak kullanıyor, sonra da ona, Türkiye’de GEZİ OLAYLARI, 17-25 Aralık ve 15 Temmuz DARBELERİ yaptırıyor. (Bereket versin bu sefer muvaffak olamıyorlar)

10- Bunlar işlerine geldiği gibi, birçok örgüt ve devleti (en son Kuzey Kore’yi) TERÖR ÖRGÜT ve DEVLETİ ilan ediyor, bütün dünyanın gözü önünde işgalci ve binlerce Filistin’liye işkence eden ve öldüren İSRÂİL’e ise, ufak kınamaların arkasından, destek ziyaretleri yapıyor.

11- İŞİD’i İsrail ile beraber kendileri kuruyor, bir sürü cinâyetler işletiyor, bunların videosunu çekip yayınlatıyor, insanları İslam’dan korkutup nefret ettiriyor, bir taraftan da, İŞİD’e karşı PYD’yi destekliyoruz diyorlar. Bir taraftan PKK terör örgütüdür diye kabul ediyorlar, bir taraftan da Sûriye’de PKK’nın kolu olan PYD’yi, binlerce TIR ağır silahlarla silahlandırıyor.

12- Türkiye’nin burnunun dibinde bunu pervasızca yapıyor. Bu ne CÜRET? Bu ne AYMAZLIK? Bütün bunların hesabının bir gün sorulmayacağını mı sanıyorlar?

Daha sayılabilinecek bir sürü gerçekler var ama, bu kadar çok şey sayınca, etkisi azalır diye bu kadarla kifayet ediyor, ve şimdi soruyorum.

NE OLACAK BU AMERİKANIN HÂLİ?

Ey Amerika’nın (sığ-derin güç ve) idarecileri! Aklınızı başınıza devşirin. Bu ahval böyle gelmiş ama böyle gitmez. Yenilmez dedidiğiniz ordularınız-güçleriniz bir gün olur, yaptığınız haksızlık ve zulumlerin altında kalır, öldürdüğünüz (ve birbirlerine öldürttüğünüz) insanların kanlarında (Kızıldeniz’de boğulan Fir’avun gibi) boğulur gidersiniz!

Benim bu dedik-yazdıklarıma gülüp geçecek veya çok sinirlenip köpürecek, “kimmiş bu HADSİZ? Diyeceksiniz ama, UNUTMAYIN;

ZÂLİMİN (topu-tüfeği, atom bombası, füzeleri) ZULMÜ VARSA,

MAZLÛMUN DA ALLAH’ı VARDIR.

Kalın sağlıcakla aziz okuyucularım! Gününüz, AYDIN, vaktiniz HAYIRLI, kazancınız BEREKETLİ, geleceğiniz UMUTLU, yuvanız ve iki cihanınız MUTLU olsun!

Ali EFENDİOĞLU

Happy
Happy
0 %
Sad
Sad
0 %
Excited
Excited
0 %
Sleepy
Sleepy
0 %
Angry
Angry
0 %
Surprise
Surprise
0 %