Köşe Yazarları Sağlık Süleyha Kara Yaşam

BİZ NE İSTİYORUZ?

0 0
Read Time:2 Minute, 21 Second

Bazen insanlar, ne yazacağını ya da, ne konuşacağını bilemezler. Kelimeler boğazında düğümlenir. Düşündüklerini gerçekleştiremezler. Söylemek istediklerini söyleyemezler. Hayata kırgınlık değildir aslında. Belki de bir köşede, kendisiyle yanlız kalmaktır. Yanlız kalıp, neler olduğunu düşünmektir.   Geçmişiyle yüzleşmek belki de…
     Hayatın anlamını bilmesek de, çözmeye çalışmaktır belki…
     Kimi zaman çaresiz kalır, yaptıkları yanlış anlaşılınca bir insanın, işte o zaman susar kırmamak için kimseyi…
     Susar…
     Ve öyle bir susar ki…
     Ta ki, bir gün konuşana kadar… Belki de görev bilir…
     Ya da hiç konuşmaz ve yine de öylece susar ve kalır…
    Ayazı olur güneş, üşütür yüreğini…
    Sığamaz dünyaya…
    Peki şu kısacık hayatta, şu koskocaman dünya da biz ne istiyoruz…
    Biz ne istiyoruz ki de, olmuyor ve bu kadar mutsuz oluyoruz. Bu kadar huzursuz oluyoruz. Biz ne istiyoruz ki olmuyor da, bu kadar kavga ediyoruz ve gülmek yerine, güzel yaşamak yerine, hep dünyaya küs kalıyoruz. Neden savaşıyoruz? Neden her şeyi bu kadar acımasızca katlediyoruz.
    Yoksa…
    Yoksa, biz insan değil miyiz?
    Yoksa, biz insan olmayı mı unuttuk?
     Hep çıkarlarımız neden bu kadar önde. Ne ara bu kadar menfaat sahibi olduk.
    Ya da, hep böyle miydik?
     Hiç mi insanlık kalmadı?
     Ya…
     Ya biz ne istiyoruz da olmuyor ve niye biz bu kadar vicdansız oluyoruz. Kardeş kardeşi öldürüyor. Evlât, anne babayı kırıyor. Karı koca arasında bağ kalmadı. Eskiden aynı kaptan yemek yerken, aynı tastan su içerken, şimdi yastıkları ayırır olduk. Hani medeniyet, hani modernlik… Yoksa evrim mi geçirdik… insanlıktaki nasibimiz nerede kaldı. Ne arıyoruz da, neyi bulamıyoruz?insanlığa yapılacak olan yiliğe ne oldu?
     Neyin tesellisini arıyoruz?
     Neden sevgiyi her seferinde öldürüp, sonra da hiç acımadan gömüyoruz?  Belli ki, saygıyı, sevgiyi unutan bir toplum haline geldik.
     Yoksa paranın mı tiryakisiyiz?
     Neler oluyor da bize, biz bu kadar taşlaştık ve gözümüz güzellikleri görmez oldu?
     Nerede kaldı bizim akılcılığımız, bizim mantığımız?
     Yolunu şaşırmış bir çare, dolaşır oldu insanoğlu bu dünyada. Hayatın esiri olmuş bir halde, hayal ile gerçek arasında gider gelir olduk. Uyanmanın zamanı geldi de geçiyor. Karanlıkta ışık yakmak görevimiz olmalı. İnsanlık da var denmeli. Kırmak yerine, gönül alınmalı. Sevmeli sevilmeliyiz. Vefasızlıktan uzak, mutluluğa ve mutlu etmeye yakın olalım ki, insan olduğumuzun farkına varalım.
     Bırakın her şey yerinde güzel olsun. Biz geleceğe bakalım. Dünya dönüyor. Her geçen zaman ömürden. İsteklerimiz güzel olsun. Öyle güzel olsun ki, enerjimiz de pozitif olsun.  Güzel olan ise, hepimizin olsun.

Happy
Happy
0 %
Sad
Sad
0 %
Excited
Excited
0 %
Sleepy
Sleepy
0 %
Angry
Angry
0 %
Surprise
Surprise
0 %
Köşe Yazarları Süleyha Kara

DUY FERYADIMI

0 0
Read Time:2 Minute, 47 Second

Kimi zaman insanoğluna yemesi, içmesi güzel gelen alışkanlıklar vardır. Bu alışkanlıklar kişilerde “Biraz içsem bir şey olmaz.” ile başlar. Daha sonra, daha da zevkli hale geldiğini düşünür. Zaman geçtikçe içinden çıkılmaz bir hal alır. Bu içecekler, yani içtiği alkol, insan vücudunu öyle bir esir alır ki, kişi kendi kendisini yönetemeyecek bir hale gelir ve alkolün esiri olur. Onun yerine, vücudunu bağımlı olduğu alkol yönetir. Sürekli içmek ister.
     Bir daha….
     Bir daha…
     Ve….
     Bir daha…
     Sonu olmaz…
     Kurtulamaya çalışır ama, çoğu zaman tek başına kurtulması zor olur.
     Geçen yazdığım “BİR ANNENİN ÇIĞLIĞI” adlı yazım, sizler tarafından büyük ilgi gördü. Hepinize çok teşekkür ediyorum. O yüzden bir kaç yazıma daha Dünya Çocuk ve Gençlik Derneği Genel Başkanı Ercan AKPINAR ‘a gelen mektuplardan yazmak istiyorum.
     İşte yine bu yazımda kurtulmaya çalışan bir gencin mektubundan bahsedeceğim. Bu gencin hayata tutunmak için nasıl çırpındığını anlatmak istiyorum. O gencin Ercan AKPINAR’a yazdıkları kayda değerdi. Şöyle yazmıştı.

     “Dünya Çocuk ve Gençlik Derneği Başkanlığına;
Telefonda duyduğum ses  “alo” sesi, hayatımın dönüm noktası oldu. Çok değerli başkan Ercan Akpınar’ın sesiydi. Çok alkollüydüm, her gün olduğu gibi bugün de bir çıkış noktası bulamıyordum. Her gün için, “bugün içmeyeceğim.” desem de, kendimi içerken buluyordum. Çaresizce çırpınıyor, çırpındıkça batıyordum.  Kim bize çare olur, çocuğum nasıl kurtulur diye, annem çok araştırmıştı. Ercan başkanı aramış ve bulmuştu. Çok ağlamıştı annem. Ve durumu Ercan AKPINAR’a anlattı. Sonrasında da, hemen telefon numarasını aldı ve bana verdi. “Ercan bey senden telefon bekliyor.” dedi.
    Aradım.
    Çok alkolluydum…
    Biraz utanarak aradım. Babam yok benim, babamı kaybetmiştim.
     Ama…
     O ses…
     O ses bir babanın sesiydi, hemen anladım ve ağlamaya başlayarak “Kurtarın beni ne olur.” dedim.  Ercan başkanı bir baba olarak gördüm. O an o kadar çaresizdim ki, “Kurtarın beni” dedim.
     O ses, bana yardımcı olacağını, eğer istersem kurtulacağımı söyledi. Ertesi gün telefon çaldı. Arayan Ercan Akpınar’dı. Söz vermişti, sözünü tutmuştu ve bir gün geçmeden de haber gelmişti. Bolu Amatem’den yarın arayacaklar dedi ve arandım.
    Biraz mahçup, biraz da korkarak gittik ertesi gün. Dedim ya “alo” sesi dönüm noktasıydı hayatımda…
    Kurtuldum gerçekten. Gerçekleri görmemi sağladı tüm amatem çalışanları. İstek denilen şeyin bir yanılsama olduğu, alkol illetinin, benim en büyük düşmanım olduğunu gosterdiler. Hayatıma ne kadar zarar verdiğini ve verebileceğini, benden daha da kötü vakaları görünce, daha da net gördüm. Hem ilaçla hem de eğitim ve terapilerle nasıl bir tehlikede olduğumu çok iyi anladım. Allah razı olsun. Benim kurtulmak isteyişime, telefonda yardım istediğim o ses sebep oldu. Tedavimi tamamladım. İmkansız sandığım şeyin ne kadar kolay olduğunu gördüm ve alkolün nasıl bir batak olduğunu anladım. Tüm genç arkadaşlara tavsiyem.
     Başlamayın…
     Hem de hiç…
     Canımız bu kadar değersiz olmamalı. Şükür kurtuldum. Umarım hiç kimse alkol batağına düşmez. Düşenler de benim gibi tedavilerini olup hayata dahil olmaya başlarlar.
Ben bir girdaptaymışım.
    Bir bataklık…
    Çevremde ki herkesi kaybetmişim, şükür ki ailem, annem yanımdaydı ve Dünya Çocuk ve Gençlik Derneği’ni Genel Başkanı Ercan AKPINAR’a ulaştı.
     Şu an kaybettigim zamanlara ve insanlara değil, bozulan sağlığıma üzülüyorum. Alkol sadece zihni değil, vücudu da çok yıpratıyor.
Şükür ki, Bolu Amatem çalışanları, öncelikle vücudumu alkolden arındırdılar, sonrasında da tedaviye başladılar. Ben kurtuldum Allah tüm benim gibi çaresizce kurtulmak isteyenleri kurtarsın ve karşılarına Ercan Akpınar gibi iyi insanları çıkarsın.”
     Teşekkürler. İyi ki varsınız Ercan AKPINAR.

Happy
Happy
0 %
Sad
Sad
0 %
Excited
Excited
0 %
Sleepy
Sleepy
0 %
Angry
Angry
0 %
Surprise
Surprise
0 %
Köşe Yazarları Süleyha Kara

BİR ANNENİN ÇIĞLIĞI

0 0
Read Time:1 Minute, 55 Second

Anne olmak…
Ne kutsal bir görevdir.
Evladının geleceğini ehemmiyete almak için, çalışmak demektir anne olmak.
Çocuğunu her türlü tehlikelerden korumak ve bundan dolayı da önlem almak demektir anne olmak.
Evine bakmak, eşiyle ilgilenmek ve ailesini gelecek olan kötülüklerden korumaya çalışmak demektir anne olmak.
Anne olmak, karşılık beklemeden ve ayrım yapmadan çocuklarını sevmesi demektir. Ailesini bağrına basmasıdır anne olmak.
Anne olmak çok kutsal bir duygudur.
Yazıma bu şekilde başlamak istedim. Her anne gibi, yine bir anne evladını kurtarmak için büyük mücadele verir. Bu mücadele sonucunda bir yerlere ulaşır. Çevresinde bulunan kişilere sorup araştırarak, benim ve grup arkadaşlarımın da çok yakından takip ettiğim Ercan Akpınar’ı bulması ve çevresindeki pek çok insanın da, bu soruna sadece Ercan AKPINAR’ın yardım edebileceğini söylemeleri üzerine ümitlenen anne, Ercan AKPİNAR’a bir mektup yazar. Bu mektup ile evladını kurtarabileceğini düşünür. Umutları perçinleşir ve çocuğunu tekrar kazanabilmenin beklentisi ile mektubunu yazar.
Mektubunda şöyle yazmıştı anne.
“Merhaba ben D.K madde bagımlısı genç bir delikanlınin annesiyim. İlk başta Allah kimseyi evladıyla sınamasın. Çok zor bir durum. Bunu ancak yaşayan bilir. Benim oğlum 5 senedir madde bagımlısı. Gün geçtikçe de dozunu artırdı. Bir anne için o kadar zor bir durum ki, 23 yaşındaki gencecik evladımızın gözümüzün önünde her geçen gün erimesi… Defalarca çaba gosterdik ama, bir türlü oğlum uzaklaşmadı kullandığı meddeden ve ben her geçen gün dahada kötüye giden oğlum için hiçbirşey yapamanın üzüntüsü yaşıyordum. Sonra, bir gün bir şey duydum. Biri var dediler. Kurtulmak isteyen çocuklara yardım elini uzatıyor dediler. Sonunda bizde ulaştık. Yardım elini uzatan insanlara Allah bin kere razı olsun böyle bir iyilik yaptıkları için. Pek çok kişi ile itibata geçtik. Sağolsunlar bizi Sayın başkanımız. DÜNYA ÇOCUK VE GENÇLİK DERNEĞİ BAŞKANI ERCAN AKPİNAR Beyfendi ile görüşürdüler. Ercan AKPINAR beyefendi bize yardımcı oldu ve oğlum şuan tedavi için çorum amt de yatıyor. Allahın izniyle kurtulacak inşallah bizim için dönum noktası oldu. Başta Samet kardeşime, sonra yardımını esirgemeyen sayın genel başkanım Ercan AKPINAR’a çok teşekkür ederim Allah razı olsun sizden.”
Ülkemizde pek çok dernek kuruluyor ve bu derneklere pek çok kişi dönüşümlü olarak başkanlık ediyor. Kaçı aldığı görevi yerine getiriyor bilmem. Ama bildiğim bir gerçek var ki, DÜNYA ÇOCUK VE GENÇLİK DERNEĞİ BAŞKANI ERCAN AKPİNAR’ın bu görevi layıkıyla yerine getirmesidir. Diliyorum nice Ercan AKPINAR’lar olur ve ülkemiz için güzel şeyler yapılır. Bir annenin sorununa çözüm olduğunuz için sizi kutluyor ve tebrik ediyorum Ercan AKPINAR.

Happy
Happy
0 %
Sad
Sad
0 %
Excited
Excited
0 %
Sleepy
Sleepy
0 %
Angry
Angry
0 %
Surprise
Surprise
0 %
Köşe Yazarları Süleyha Kara

BU İNSAN NEYE GÜLÜYOR?

0 0
Read Time:1 Minute, 46 Second

BU İNSAN NEYE GÜLÜYOR?

Gülmek…….
Ne de güzel bir kelimedir gülmek…
İnsanı ferahlatan bir duygudur. Her insan neye ve niye güldüğünü bildikçe.
Pskolojik olarak da insana iyi gelen bir davranış şeklidir gülmek. İçten gelen bir rahatlama.
Peki insanlar neden gülerler, ya da neye ve niye gülerler.  Bunu bilmek, bilincinde olmak gerek. Gülmek için bilimsel olmak gerekmez, yada doğallığın dışında davranmak da gerekmez. Çünkü gülmek içten gelen doğal bir davranış şeklidir. Yeter ki neye ve niye güldüğümüzü bilelim.
Tabi bunun yanında göstermelik, yani yapmacık gülen de var. Fakat insan bir kez güldü mü, psikolojik rahatlık hisseder. Yeter ki bu durum biraz da içten olsun.
Benim bu yazımda anlatmak istediğim, bir başkası acı çekerken, ya da, birisi farklı bir davranışta bulunurken, diğerlerine komik gelmesi ve o kişilerin acı çeken kişiye gülmesidir.
Canı acıyıp da komik duruma düşen bir insanın haline başkasının gülmesi ne kadar doğrudur tartışılır. Ama şunu söylemeliyim ki, bir insan acı çekerken, o insanın acısıyla ortak olmak daha doğru olur. Yapılan davranışın komik tarafı ikinci planda olmalıdır. Çünkü biz, insanlık gereği üzülen kimseye üzülmemeliyiz. Bu kişilik ve karekterin dışında bir davranış şekli olur ki, bu durum da bize yakışmaz.
Gülmek için pek çok sebebimiz olabiliriz. Fakat bir başkasının üzüntüsü bizim gülme sebebimiz olmamalıdır ve asla da olamaz.
Atalarınız boşuna söylememiştir. “Gülme komşuna gelir başına” Bu atasözü bizlere pek çok unsuru ifade ediyor ve bizi derinden düşündürüyor. Acı çeken yada istem dışı kötü bir şekilde komik duruma düşen bir insana güldüğümüzde, bizlerde bir gün o kişinin durumuna düşebiliriz. İşte o zaman gerçeklerle yüzyüze gelir kendimizi kötü hissederiz.
Özellikle sosyal medyada ve televizyonlarda, bu durumda olan ve insana komik gelen, bir başkasının acı çekmesiyle ilgli pek çok kısa videolar yayımlanmaktadır. Ve insanlar karşısındaki acı çekerken ve kötü durumda iken, pek çok insan , komikliği ön plana alarak kişilerin bu acı haline gülmektedirler. Aslında orada bizlerde olabilirdik.
Bir de madalyonun diğer yüzü var. Yukarıda belirttiğim konuların dışında, gerçekte komik olan bir konuya gülen bir insana da, “Çok Gülme, ayıp” diyen kişiler bulunmaktadır. Yani bu işin tersi. Gülmesi gerekirken bir başkası tarafından durdurulması ne kadar doğrudur, bu durum da tartışılır.
Kısacası her davranış yerinde ve özünde olmalıdır.

 

 


Happy

Happy

0 %


Sad

Sad

0 %


Excited

Excited

0 %


Sleepy

Sleepy

0 %


Angry

Angry

0 %


Surprise

Surprise

0 %

Köşe Yazarları Manşet Süleyha Kara Sürmanşet

İNSAN İÇİNDE BİR İNSANLIK VAR.   

0 0
Read Time:2 Minute, 2 Second

İNSAN İÇİNDE BİR İNSANLIK VAR.

İnsan hayatın her safhasında yaşamaya değer yargılarıyla yaşar. Kimi zaman güzel, kimi zaman da zordur.
Hayat zerresi içinde bütün yaşadıkları, birikim olarak tecrübeye dönüşür. İnsan olmak, insani değer taşımak ve bu değerleri iyi anlmak yine insanlık gereğidir. İnsanca davranmak ve bu özellikleri taşımak büyük fedakarlık ister. Fedakarca davranış ise herkese nasip bir olgu değildir.
Ustalık kişiler, yaşadıklarıyla doğru orantılıdır. Zaman içinde yaşananlar, insanda belli izler bırakır. Bu durum kişilerde birbirleri ile aralarında farklılıkları oluşturur.  Yaşananlardan ders alanlar olgunlaşır ve kamilleşir.
Akıl ve mantık kişide olgunlaşmaya açılan yoldur.  Bu yol öyle ince ve zordur ki, her yönüyle dikkat ve sabır ister. Sabrı kendine arkadaş edinen insanoğlu, ulaşmak istediği yere akıllıca ve mantıklıca ulaşır.
İnsanlık özveri ve vicdan ister. Vicdan sahibi olan bir kişi, kolay kolay yanlış yapmaz. Vicdan bu dünyada insandaki aklın rehberidir.  Hayata anlam katan ve kişinin kendisini fark etmesini sağlayan vicdan, kişilik özelliğidir.
Kişiler birbirleri ile nasıl davranacağını iyi bilmelidir. Unutulmamalıdır ki, her canlı bu alemde misafirdir. Kırıcı olmak, kadir kıymet bilmemek kişileri derinden yaraladığı gibi, bu şekilde davranan kişinin de toplumdan dışlanmasına sebep olur.
Gelmiş geçmiş pek çok düşünür, pek çok alim insanlık adına sayısız söz söylemiştir. Mevlana Cemalettin  Rumi, Hacıbektaş-ı Veli, Yunus Emre ve benzeri adını sayamadığım pek çok kişi, yaşamlarında insanı ve insanlığı konu etmiştir. Topluma birer örnek olan bu kişiler aynı zamanda da bu konuların önderi olmuşlardır. İlahî gücün önemini en iyi şekilde dile getirmiş ve bu yolda yaşamlarını sürdürmüşlerdir.
İnsan değişmelidir. İyi ve güzel yönde yol almalıdır. Kırmamalı dökmemelidir. Her canlıya şefkatle bakmalı, iyiyi kötüyü doğru bir şekilde ayırdetmelidir. İnsan ayrımı yapmamalıdır.
Aşık Veysel ne de güzel söylemiş.

Allah birdir Peygamber Hak
Rabbül alemindir mutlak
Senlik benlik nedir bırak
Söyleyim geldi sırası

Kürtü Türkü ne Çerkezi
Hep Ademin oğlu kızı
Beraberce şehit gazi
Yanlış var mı ve neresi

Kuran’a bak İncil’e bak
Dört kitabın dördü de hak
Hakir görüp ırk ayırmak
Hakikatte yüz karası

Binbir ismin birinden tut
Senlik benlik nedir sil at
Tuttuğun yola doğru git
Yoldan çıkıp olma asi

Yezit nedir ne kızılbaş
Değil miyiz hep bir kardaş
Bizi yakar bizim ataş
Söndürmektir tek çaresi

Kişi ne çeker dilinden
Hem belinden hem elinden
Hayır ve şer emelinden
Hakikat bunun burası

Şu alemi yaratan bir
Odur külli şeye Kadir
Alevi Sünnilik nedir
Menfaattir varvarası

Cümle canlı hep topraktan
Var olmuştur emir Hak’tan
Rahmet dile sen Allah’tan
Tükenmez rahmet deryası

Veysel sapma sağa sola
Sen Allahtan birlik dile
İkilikten gelir bela
Dava insanlık davası

 


Happy

Happy

0 %


Sad

Sad

0 %


Excited

Excited

0 %


Sleepy

Sleepy

0 %


Angry

Angry

0 %


Surprise

Surprise

0 %

Köşe Yazarları Manşet Süleyha Kara

ÖĞRENMEK GELİŞMENİN ADI

0 0
Read Time:1 Minute, 28 Second

ÖĞRENMEK GELİŞMENİN ADI

Öğrenmek……
Öğrenmek dünyaya geldiğimiz andan itibaren başlar. İlk ağlamaya başlayarak  dünyaya merhaba deriz.  Ardından yaşamak için emmesini öğreniriz.
İnsanoğlu yaşamının her safhasında, öğrenmeye ihtiyacı vardır, mecburdur ve öğrenmek zorundadır. Her insan yaşamını güzelleştirmek için, iyiyi ve güzeli öğrenmek ile yükümlüdür. Çiçeğin nasıl büyüdüğünü, kuşların nasıl uçtuğunu, doğadaki yaşamı, evrendeki canlı ve cansız varlıkların düzenini öğrenmek durumundadır.  Kısacası yemesini, içmesini, yürüyüp gezmesini, okumayı ve yazmayı öğrendiğimiz gibi, diğer gereksinimleride öğrenmek zorundayız.
İlim öğrenmek, asli görevimiz olmalıdır. Bilim öğrenmek ve çağı yakalamak bizim en önemli öğrenme unsurlarımızdan olmalıdır.
Her canlı dünyadaki yaşamını sürdürmekle yükümlüdür. Akıl ve akıllı olmak, aklını kullanmak, ilim ve bilim öğrenmekle olur. Bir insanın kendisini iyi yönde geliştirmesi ve ileriye gitmesi yine bu yolla olur.
Akıl ve mantık insanda olan ve yaşamı boyunca doğruları yapabilmesi için gereken büyük bir unsurdur. İyiyi ve kötüyü akıl yoluyla ayırdederiz. Akıl bize neyi yapmamız gerektiğini ve neyi yapmamamız gerektiğini gösterir.
Kendimizi geliştirerek hayatımız boyunca yapacaklarımız konusunda, daha iyi bir şekilde karar verebilir ve kararlarımızı en iyi şekilde uygulayabiliriz. Araştırmak, gezmek, görmek ve doğru analiz etmek, hayatımıza olumlu yönde etki edecektir. Bütün bunlar, öğrendiklerimize  ekleme yapacak ve kararlarımızın doğru olmasını sağlayarak, yaşamımızı kolaylaştıracaktır.
Öğrenmek her yönde, her  kesimin zaruri bir isteği ve ihtiyacıdır. Önemli olan bu ihtiyacı kötü yollarda ve kötü emellerde kullanmamak gerekir.  Dünyanın içinde bulunduğu kaos durumun en büyük sebebi öğrendiklerimizi kötü emellerde yada yanlış olarak kullanmamızdan ileri gelmektedir. Biz öğrendiklerimizi vicdan yoluyla uyguladığımızda, doğru hareket etmiş oluruz. Olumsuz olarak öğrendiğimiz her durum, bizim geleceğimizi de olumsuz olarak etki eder. Örnek verecek olursak; bıçak kullanmayı öğrenen bir kişi, bıçağı ne için kullanması gerektiğini bilmelidir ve bilinçli olmalıdır. İhtiyacı için yani ekmek, meyve, sebze vb. kesmek  için kullanmalıdır. Cinayet için kullanırsa bir suçtur hem kendisine hem de topluma zarar verir.
İnsanoğlu öğrendiğini insanlık yoluna kullanmalıdır.


Happy

Happy

0 %


Sad

Sad

0 %


Excited

Excited

0 %


Sleepy

Sleepy

0 %


Angry

Angry

0 %


Surprise

Surprise

0 %