Haberblok

Vakanüvis, Yeşilçam’ın bilinmeyenlerini yazdı

31.08.2022
22

Şu Yeşilçam dedikleri… Vakanüvis “Yeşilçam”, aslında bir sokak ismi ama Türk sinemasının çok uzun ve önemli bir bölümüne damgasını vuran bir …

REKLAM ALANI
Vakanüvis, Yeşilçam’ın bilinmeyenlerini yazdı

Şu Yeşilçam dedikleri…

Vakanüvis

REKLAM ALANI

“Yeşilçam”, aslında bir sokak ismi ama Türk sinemasının çok uzun ve önemli bir bölümüne damgasını vuran bir tarif, bir kavramlaştırma, bir dönem ve sektör adı.

Bir yanda kendine özgü gelenekleri, iş pratikleri, yetersiz teknik donanımın zorunlu kıldığı “buluşçu” çözümleri, fedakârlık yüklü insan ilişkileri diğer yanda da sektör içi acımasız ayak oyunları ve daha nice sert gerçekliğiyle “Yeşilçam Sineması”…

Dolayısıyla Yeşilçam’ın kurumsal hafızasında çok fazla sayıda renkli anı, anekdot, detay vb. mevcut.

Sistematik bir şekilde doküman ve anıların toplanmadığı alanda, geçtiğimiz aylarda vefat eden sinema yazarı Agâh Özgüç’ün ise hiç şüphesiz özel bir yeri var. Yeşilçam’ın pek çok halini kaleme alan Agâh Özgüç; çoğu büyük boy, prestij yayın 20 civarındaki kitapla “Yeşilçam’ın hafızası”nın kaydını tutmuş bir isim. Onun çalışmalarından birisi olan, Horizon International tarafından yayımlanan “Türk Sinemasında İstanbul” isimli kitabında birbirinden ilginç, renkli hatıra var. İşte onlardan bir demet…

Filiz Akın’ı, içinde film olmayan kamerayla kandırmışlar

Türk sinemasının karakteristik sorunlarından birisi, sektöre yatırım yapılmamasıydı. Yapımcıların “star sistemi”ni benimsemeleri, bu nedenle de bir avuç “ünlü”ye büyük paralar verip, insana ve sahaya yatırım yapmamaları Yeşilçam’da sık sık çaresizlikten kaynaklanan iş yapış biçimlerine yol açıyordu.

Sonraları “star sistemi”nin önemli isimlerinden biri haline gelecek olan oyuncu Filiz Akın da mesleğe başlarken, bu yoksunluklardan nasibini almıştı.

1962 yılında “Artist Dergisi”nin sinemaya hevesli gençler arasında düzenlediği yarışmaya katılanlardan birisi de Filiz Akın’dı. Yönetmen Memduh Ün ise ön elemeyi geçenlerle deneme çekimleri yapıyordu. Daha doğrusu “deneme çekimi yapıyormuş” gibi yapıyordu.

Zira “negatifler pahalı” olduğu için ham filmler çok dikkatli sarf ediliyordu. İşte Filiz Akın da bu tasarruflu kullanımdan dolayı deneme filmi çekilmeden sinemaya ilk adımını atmıştı.

“Vahşi Batı” nire, Yeşilçam nire?

Bir döneme damgasını vuran “western” filmlerin çok önemli bir bölümü tam yerinde, ABD’de çekilmişti. Bir dönem de ABD’li sinemacılarca İtalya’da daha ucuza çekilebiliyor diye “spaghetti western” diye anılan bu filmlerin, yani kovboy filmlerinin Yeşilçam’la ilgisi neydi? Öyle ya, “Vahşi Batı” neresi, Beyoğlu Yeşilçam sokak neresiydi?

Nedeni basitti. Türk yapımcılar, kovboy filmlerinin ilgi gördüğünü fark edince bu alana da yönelmişlerdi. Böylece Yeşilçam’da tam 61 kovboy filmi çekilmişti. 1960’lı yılların ikinci yarısında Türk sinemasındaki “kovboyculuk oynama” tam bir salgına dönüşmüştü. Hatta o kadar ki, kimi haberlerde, yorumlarda bu durum eleştirilmişti.

Mesela, 19 Mayıs 1967 tarihli Akşam Gazetesi, bir kovboy filmi çekimini eleştirel bir başlıkla vermişti:

“Türkiye Teksas Çayırı Değildir Beyler!”


Sütçü Beygiri”nden kovboy atı

Eleştirilse de bu furya yıllarca sürecekti. Yeşilçam’daki, mahrumiyetler içinde buluşçu fikirler ortaya koyma refleksi elbette bu filmlerde de ortaya çıkmıştı. Kovboy filmi çekiyorsunuz? Atsız olur mu? Olmaz. Peki, o kadar at nereden bulunacak? Yarışlara katılan atlar kıymetli, kiralamak ne mümkün. O halde gelsin “sütçü beygirleri”.

Yapımcılar, İstanbul sütçülerinden at kiralayıp, filmlerde kullanıyorlardı. Sonra, düşük maliyetle görsel çeşitlilik sağlayabilmek için atları boyuyorlardı da. Bir sahnedeki siyah at, başka konulu bir sahnede “beyaz at” oluyordu. Tabii, prodüksüyon ekibi o sahne çekilirken yağmur yağmasın diye dua ediyordu.

Bir defasında da başrol oyuncusu Tamer Yiğit, film boyunca siyah kıyafetler, siyah aksesuarlar ve siyah bir atla filmi çekmiş, nihayet final sahnesine gelinmişti. Ancak siyah atın sahibi, bir işini gerekçe göstererek atı alıp gitmişti. Aksilik, etrafta siyah bir at da bulunamamıştı. Bunun üzerine yapımcı, “Getirin herhangi bir at, siyaha boyayın” demiş, ekip de hızlıca kırçıl renkli bir atı siyaha boyayıp çekim yapmıştı.

Son dakikalarda yağmurun başlaması ise ekibi germişse de bir şekilde çekim tamamlanmıştı.

Akrep görünümlü hamamböcekleri

Mekanizması şemsiye telinden tahta “tüfekler”, oyuncak mantar tabancalar için imal edilen mantarlarla “kurşun”, sigara dumanından “dumanı tüten tabanca”, sigara külünden “patlayıcı efekti” gibi numaralarla bu filmler çekiliyordu.

Özellikle bol çatışmalı filmlerde, kameranın görüş açısının dışındaki set işçileri ve etraftan meraklılar, yönetmenin talimatıyla bol bol sigara içip, dumanını sahneye doğru üflüyorlardı. Bu dumanlar bazen doğrudan sahnede kullanılıyor bazen de kurguda işlenerek ilgili bölüme yerleştiriliyordu.

Cüneyt Arkın’ın başrolünü oynadığı bir kovboy filminde ise “akrep krizi” yaşanmıştı. Senaryoya göre, gözleri görmeyen Arkın bir kuyuya düşecek, kuyuda da akrepler etrafını saracaktı. Sonra akrepler yüzüne çıkacak ve Cüneyt Arkın’ın “gözleri açılacaktı.”

Cüneyt Arkın, “Değil dirisi, ölüsünü bile yüzüme sürmem” demişti. Hem zaten “sorun olmaz” dese bile o kadar akrep nasıl bulunacaktı?

Yeşilçam’ın böylesi sorunları halletmesiyle ünlü bir ismine gitmişler, o da çareyi bulmuştu. “Oyuncakçılardan plastikten akrepler buldum. Bunları, çocuklara toplattığım hamam böceklerinin üzerine yapıştırdım. Yere koydu mu yürüyor. Cüneyt gene biraz korkmuştu ama akrep kadar değil. Sonunda sahneyi böyle çekmiştik.”


Tarkan’ın “ejderhası”

Sezgin Burak’ın Hürriyet gazetesinde tefrika etmeye başladığı “Tarkan” karakteri, halkın büyük ilgisini çekmişti. Bunun üzerine de Yeşilçam’da Tarkan serisi başlamıştı.

Kartal Tibet’in başrolünde olduğu bu devam filmlerinden birisi de “Tarkan: Viking Kanı”ydı. Filmde, çizgi romanda olduğu gibi bir “ejderha”nın yer alması gerekiyordu. Ancak o yıllardaki maket, modelleme, animasyon alanındaki yetersizliklerden dolayı bir “ejderha” imal etmek ise imkânsızdı.

Yapımcılar bunun üzerine bir ahtapot çizdirip, bunu üç boyutlu yaptırmaya çalışmışlardı. Ertem Eğilmez’in prodüksiyon ekibi, söz konusu ahtapotu İstanbul Bayrampaşa’daki bir plastik fabrikasında imal ettirmişti.

Kollarına spiraller takılan ahtapot, çekimin yapılacağı Bodrum Kalesi’ne götürülmüştü. Dev ahtapotun kollarının hareket ettirilmesi için de dalgıçlar kiralanmıştı. Filmde, Tarkan ahtapotla çarpışırken, suyun altındaki dalgıçlar kolları hareket ettirmişlerdi. Su altı çekimleri için ise bugün de İzmir’in en bilinen otellerinden birisinin su altı barı kullanılmıştı.

Tabii, su altı kamerası olmadığı için çekimler barın camlarının gerisinden gerçekleştirilmişti. Hattâ kimi sahnelerde barın duvarları da kadraja girmişti.

“Nayır, nolamaz” nasıl ortaya çıktı?

Yeşilçam’ın karikatürize edilen fenomenlerinden birisi de hiç kuşkusuz “nayır, nolamaz”lı telaffuzlarıydı. Bir dönem dublajlarda nasıl olmuşsa olmuş “hayır” “nayır”a, “olamaz” da “nolamaz”a dönüşmüştü.

Diğer sesli harfle başlayan birçok kelimenin de başına aynısı gelmişti. Bu durumla ilgili ise iki farklı açıklama kayıtlara geçmişti. En fazla Cüneyt Arkın olmak üzere pek çok Yeşilçam jönünü seslendiren Abdurrahman Palay, uzun yıllar önce verdiği bir röportajda telaffuz konusuyla ilgili olarak şunları söylemişti:

“O durum, bazı teknik imkânsızlıklardan kaynaklanmıştı. Gerekli teçhizat yok. Ses mühendisi, radyoyu bozarak o radyodan ses cihazı yapıyor, kaydı oradan banda alıyor. Bu iptidaî cihazda da kayıt gerektiği gibi yapılamıyor, bazı kelimeler bozluyordu.”

“Nayır, nolamaz”la ilgili bir başka açıklamaya göre ise bu durumun mesulü bizzat Abdurrahman Palay’ın kendisiydi. Dublaj sanatçısı Jeyan Tözüm, “Oradaydım” belgeseline yaptığı bir açıklamada telaffuz hikâyesini şöyle anlatmıştı:

“Abdurrahman Palay diye bir arkadaşımız vardı. Abdurrahman Palay’ın konuşması çok tembeldi. Yavaş konuşurdu. Bir de bizim bir tahtamız vardı, hani nota konan tahtalara benzeyen. Senaryo oraya konurdu… Onun bir de dirsek dayanacak yeri vardır. İşte, Abdurrahman oraya dirseğini dayar, elini de çenesinin altına koyardı. Hem yavaş konuşması hem de o baskıyla ondan ‘hayır’ çıkmazdı. Elini ayıracaksın ki ‘hayır’ çıksın, onun yerine ‘nayır’ çıkardı. ‘Abdurrahman çek şu kolunu.’ derdik ama çekmezdi. İşte o ‘nayırlar’, ‘nevetler’ Abdurrahman’dan bize kötü bir yama oldu. Yoksa hiçbirimiz ne ‘nevet’ derdik, ne de ‘nayır’ derdik.”

Abdurrahman Palay, uzun yıllar çok sayıda oyuncuyu seslendirdiği için de Yeşilçam filmlerinde bu telaffuz biçimi yaygınlaşmıştı.

“Beyin yakan” Yeşilçam filim adları

Bütün senaryo yetersizlikleri ve teknik donanım eksikliğine rağmen Yeşilçam, dünyada meşhur olan ve Türkiye’de de tutacağı düşünülen konulara yönelmiş, birbirinden tuhaf isimlerle de bu konuları filmleştirmişti.

İşte, o tuhaf konu ve isimleriyle çekilen Yeşilçam filmlerinden bazıları:

“Drakula İstanbul’da – Örümcek Adam – Üç Süpermen Olimpiyatlarda – Kilink İstanbul’da – Dünyayı Kurtaran Adam – Fantoma İstanbul’da – Süpermen Fantoma’ya Karşı – Baytekin: Fezada Çarpışanlar – Kızıl Maske – Zorro Kamçılı Süvari – Zagor Kara Bela – Bedmen Yarasa Adam – Yılmayan Şeytan – Süpermen Dönüyor.”

Etiketler:

REKLAM ALANI
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.