Kendimize Yolculuk

Kendimize Yolculuk


Dünyaya geldiğimiz ilk günden itibaren, güvenmek, sevilmek, ait olmak, kabul edilmek isteriz. Kimileri yaşama sevgi ile bağlanır, sevildiğini hisseder, kabul görür, ailesi ve ait olduğu toplum içindeki konumu bellidir. Kimileri içinse bu duyguların yokluğu ya da güvenilir olmaması varoluşsal bir sancıdır. Nereye giderlerse, kiminle olurlarsa olsunlar kendilerini gerçekleştiremez ve boşlukta kalırlar.
Biz insanlar sağlıklı, özgüvenli, başarılı ve sağduyulu olmayı ailemizden öğrendiğimiz gibi kaygılı, mutsuz, ne istediğini bilmeyen, kırılgan, kendisini ifade edemeyen, saldırgan, edilgen olmak gibi pek çok duygu ve davranışı da maalesef ailemizden miras almaktayız.
Örneğin ilk güven, ilk kabul duygusunu annemizden alırız. Onun bizi sarıp sarmalaması, bize bakması, bizi sevmesi, bizimle konuşması kendimizle ilgili bir aynadır. Annemizin bakışında, yüz mimiklerinde, sesinde kendimizi görürüz ve sorgularız.
Annemiz temel ihtiyaçlarımızı karşılarken nasıl davranır?
Bize bakarken merhametli mi?
Sevgi dolu ve sevimli mi?
Yoksa;
Bizimle ilgilenirken kaygılı mı?
Üzgün ve stresli mi?
Yüzü asık ve homurdanıyor mu?
Üstelik annemizin (bakım sağlayanın) tüm bu tepki ve tutumları bize yönelik olmasa bile erken çocukluk ve ön ergenlik döneminde kendimize yorarız. Sonrasında ise annemizin tutum ve davranışları için ya kendimizi ödüllendirir ya da suçlarız. Çocuğun dünyası annesi ile kendisi arasında olsa da anne için durum böyle değildir. Anne olmanın yanında, eş olan, evlat, olan, kardeş olan, arkadaş olan kadın ait olduğu ailesinde ve toplumda kabul görmüyor, desteklenmiyor, sevilmiyor ve hatta fiziksel ve psikolojik şiddete maruz kalıyor olabilir.
Peki, bundan çocuk nasıl etkilenir? Bu sorunun cevabı ve bu problemin çözümü gelecek nesillerin kaderini değiştirecek nitelikte önem taşımaktadır. Mutlu ve kendini gerçekleştirmiş bir annenin yetiştirdiği çocuk kendini değerli, kıymetli ve mutlu hissedecektir. Aksi durumda ise kaygılı, saldırgan, mutsuz, değersiz, yorgun ve isteksiz hissedecektir.
Bu nedenle annemizin hal ve hareketleri bizim için ne kadar değerli olduğumuzu ya da olmadığımızı ifade eder. Çıkarımlar yapar ve çıkarımlarımızı destekleyen kanıtlar ararız. Sevilmediğimizi hissediyorsak aksi olsa bile karşıt kanıtlar bulur, kendimizi üzmeye devam ederiz veya bu duygudan korunmak için annemizden yani köklerimizden kendimizi uzaklaştırırız. Ya da sevildiğimizi hissediyorsak sevildiğimize dair kanıtlar arar ve buluruz.
Bir çocuğun annesi ile sağlıklı bağ kuramaması, bu duyguyu hissetmemesi, annesi tarafından sevildiğini, istendiğini ve desteklendiğini bilmemesi ya da annenin bu duyguyu verememesi, çocuğun yaşamı boyunca güven duygusundan yoksun kalmasına neden olur. Saygı duyulmayan ve sevilmeyen çocuklar değersizlik ve utanç hissi ile boğuşarak gerçek potansiyelini gerçekleştirmekte başarısız olabilir. En önemlisi bu durum kendisini düşünmek yerine, başkalarına karşı fazla yumuşak başlı bir tavır sergilemesine, içine kapanmasına ya da saldırgan, öfkeli olmasına sebep olabilir.
Anneniz ile iletişiminizi ve onun hayatınızda ki yerini yeniden gözden geçirmenizi bunu yaparken de içinizden geçen duyguları bulmanızı istiyorum. Siz kimsiniz? Kendinize dair notlarınız nedir?
Sık sık sevilmediğinizi hisseder misiniz?
Sevdiklerinizin sizden sıkıldığını, aslında sizinle kalmak istemediklerini düşünür müsünüz?
Aşırı kıskanç mısınız?
Sevdiklerinize sevginizi nasıl gösterirsiniz?
Etrafınızdaki insanların ihtiyaçlarını karşılamasını ister misiniz ya da böyle bir beklentiniz var mı?
Başkalarına kolay bağlanabilir misiniz?
Başkalarına güvenmek sizler için kolay mıdır?
İnsanlarla rahat iletişim kurabilir misiniz?
İhtiyaç duyduğunuzda çekinmeden ulaşabileceğiniz dostlarınız var mı?
Başkalarına onların ihtiyaçlarını karşılayarak mı yaklaşırsınız eğer öyle ise neden böyle yaklaşırsınız?
Kendi ihtiyaçlarınızı önemser misiniz?
Terk edildiğiniz de ya da terkedileceğinizi hissettiğiniz de nasıl davranırsınız?
Cevaplarınızı bulduğunuzda kendinizin de annenizin de izlerini sürebilirsiniz. Peki, yukarıda ki soruların ve sorunların suçlusu anne midir?
Elbette hayır…
Hatta ilk dereceden mağdur olan annedir. Hem kendi yaşama sevinci elinden alınmış, hem de bu sevinci çocuklarına aktarma şansı bırakılmamıştır. Genel kabul görmüş bir tanıdır, mutlu anne, mutlu çocuk dolayısı ile mutlu bir dünya. Birçoğumuzun yüzleşmek zorunda kaldığı bu kısır döngüyü, yani ebeveynlerimizden aldığımız güvensizlik ve değersizlik hissine ait zinciri kendi kurduğumuz ailemizde kıralım ve çocuklarımıza yaşanır bir ortam hazırlayalım. Aksi takdirde, çocuklarımızda bu döngüyü tekrarladıkça şiddetin, karmaşanın ve huzursuzluğun önüne geçmek mümkün olmayacaktır.
Unutmayın ki, gelecek güzel günler annelerin gözlerindeki sevgiden yayılır ve o sevginin ışığı bütün yolları aydınlatır. Gelecek güzel günleri beklemek yerine günleri güzelleştiren hikâyeler biriktirmenin yollarını arayalım.

Burcu CAN
Sosyolog-Aile Danışmanı

Burcu Can (Sosyolog) Eğitim Köşe Yazarları Manşet