Arthur Schopenhauer ile Söyleşi

.
Kadına şiddet ne bugünün ne de dünün eylemidir. Tabi şiddet kadınla var olmamıştır; şiddet başlı başına bir davranış şeklidir. Bir kişiye veya bir gruba yönelik olabilir. Fakat bugün ki yazımızda, toplumların kadına bakış açısını ve kadının toplumdaki yerine etki eden yansımaları üzerinden şiddeti ele alalım.
Genelde şiddetin temelinde, özelde ise kadına şiddetin temelinde hangi duygular ya da dürtüler yatmaktadır? Psikoloji alanına bir göz attığımızda şiddeti tanımlayan birçok yaklaşımla karşılaşırız. Örneğin: Biyolojik Yaklaşım beynin bir bölümünü sorumlu tutar. Şöyle ki Biyolojik yaklaşımı esas alanlar, beynin merkezi sinir sisteminin ve endokrin sisteminin saldırganlığa yol açtığını öne sürerler. Davranışsal Yaklaşımı esas alanlar ise; saldırganlık ve şiddeti çevresel faktörlere bağlar ve “birey çevresinden öğrenir” der. Psikodinamik Yaklaşımı esas alanlar, daha farklı yaklaşır ve insan, doğuştan cinsellik ve saldırganlık içgüdülerine sahiptir ve “bu içgüdüler, davranışları harekete geçirebilir” demektedir. Bilişsel Yaklaşımı esas alanlar da zihinsel sürece dikkat çeker. Bilişselciler; “şiddete meyleden insanların, zihinsel süreçleri nasıl işlemektedir” diye sorar ve cevap arar. Hümanist Yaklaşımı esas alanlar ise; bireyin üzerinden olayı değerlendirir ve şiddetin-saldırganlığın nedenini, “bireyin değerlerinde, deneyimlerinde, sosyal şartlarında ve olaylara karşı bakış açısında arayalım” der. Evrimsel Yaklaşım’da “şiddetin tarihsel sürecine bakalım” der. Yani tarih boyunca insanlar, hangi durumlarda şiddete başvurmuşlardır? Bu durumlar tespit edilebilirse şiddete neden olan unsurlar da ortaya çıkarılabilir. Sosyokültürel Yaklaşıma göre de; farklı kültürlerdeki saldırganlık ve şiddet eğilimlerinin nasıl tanımlandığı ve yorumladığı önem kazanır.
Görüldüğü üzere psikoloji alanında saldırganlık ve şiddetin kaynağı ya da nedeni için farklı yaklaşımlar ileri sürülmüş ve sürülmektedir.
Sebebi her ne olursa olsun; şiddet, bu günün olamayacağı kadar eski bir geçmişe sahiptir.
Son zamanlarda kadına karşı şiddetin arttığına dair bir algı oluşturulmaya çalışılsa da bu hareketlilik bizleri yanıltmasın. Kadına yönelik şiddet olaylarını görsel ve işitsel medyanın anında haber yapması ile daha görünür olmuştur. Görünür olması, lehte mi yoksa aleyhte bir durum mu, bu konu ayrıca tartışılabilir. İnşallah bir başka yazımızda tartışalım.
Toplum olarak şiddetin izini sürmezsek, maalesef sonuçlarıyla yüzleşmek zorunda kalırız. Yani şiddetin ana merkezine ulaşılmalıdır, diyerek söyleşimize başlayalım ve ünlü düşünürümüzü daha fazla bekletmeyelim.
İlk önce bizi kırmayıp, söyleşimize iştirak ettiği için teşekkürümüzü sunalım ve ilk sorumuzu soralım.

  • Kadını nasıl tanımlarsınız?
    Arthur Schopenhauer; “kadınlar bir türdür ve varlıkları insan türünün sürdürülebilir olması için gereklidir. Onun haricinde erkeklerin dünyasında, erkeklerin izin verdiği kadar varlık göstermelidir”.
  • Erkeklerin izin verme durumunu biraz daha açabilir misiniz?

Arthur Schopenhauer; “tabi bir örnekle açıklayalım. Hindistan’da kadınlar hiçbir şekilde bağımsız değildir, her biri Manu Yasası’na göre ya babasının yahut kocasının ya kardeşinin ya da oğlunun denetimi altındadır. Görüldüğü üzere kadınların denetim altında tutulması sadece bana has bir görüş değildir”.

  • Anlıyorum. Acaba bu yaklaşımınızla yola çıkarak kadını bir birey olarak görmediğinizi söyleyebilir miyiz?

Arthur Schopenhauer; “doğru bir tanımlama olur, elbette söyleyebiliriz”.

  • Peki, neden birey değildir, diye sorabilir miyiz?

Arthur Schopenhauer; “cevabı çok basit, çünkü kadınların çoğu zihinsel yeteneklere ulaşamazlar. Bu nedenle de kadın denen ikinci cins; “saygı ve takdir konusu olmaya yahut başını erkekten daha yüksekte tutmaya ve onunla aynı haklara sahip olmaya layık değildir. Mesela son zamanlarda kadınlar miras haklarından bahsediyorlar. Ne büyük haksızlık. Erkeklerin uzun yıllar bin bir güçlükle çabalayıp didinerek elde ettiği servetin, ölümünden sonra eksik akıllı olan kadınların eline geçmesi, yaygınlığı ölçüsünde büyük bir adaletsizliktir ve kadınların mirasçılık hakları sınırlanarak bunun önüne geçilmelidir. Çünkü parayı kazanan erkektir ve bu yüzden kadınların o parayı ya da mirası idare etmesin meşru değildir. Dahası kendi çocuklarının vasisi bile olmamalıdır. Hatta, Antik Yunanlıların kadınları tiyatrolarına sokmadıkları eğer doğru ise, bunda tamamen haklı olduklarını kabul etmek gerekir. Düşünsenize İncil’de bile kadınlar için “kadınlarınız kilisede sessizce otursun, çünkü onlara söz söyleme izni yoktur. Ancak şeraite uysun ve yasaya tabi olsunlar, denmektedir.

  • Kendi düşüncenizi temellendirmede kaynak sıkıntısı yaşamadığınızı söylemek mümkün. Ama yine de soralım, sizden farklı düşünen erkekler var mı, varsa onlar için neler söylemek istersiniz?

Arthur Schopenhauer; “bu sorunuza cevap verdikten sonra söyleşiyi bitirmek zorunda olduğumu bildirmek isterim. Cevabım ise; kadınlara aşırı saygılı davrananlar var, hatta hanımefendilik icat edildi, bu çok komik geliyor bana. Yani komik duruma düşüyorlar. Dahası bu durum erkekleri küçük düşürmektedir.

Kadın gerçekten nedir?

Kadınların bugün elde etmiş olduğu birey olma hakkı için vermiş oldukları mücadeleler düşünüldüğünde (eğitim hakkı, seçme seçilme hakkı, miras hakkı, vasi hakkı vs.), bu tarz bir düşüncenin sadece Schopenhauer’e ait olmadığını söylemek hiçte zor olmasa gerek…
Schopenhauer, bizler için bir döneme ayna tutmaktadır. Batı kadınına dair bu düşünceyi, bu yaşam tarzını, kırılmalar yaşanana kadar doğru bulmuş, sürdürmüştür ve dayatmıştır.
Peki, şiddet neydi?

Zarar vermek, cinayet, yaralama, dayak, tecavüz, rehin alma, küfür, ayrımcılık, hakaret içerikli davranışlardan her birinin yanı sıra psikolojik baskı şiddetinin tanımlarından sadece birkaçıdır…

Sosyolog Burcu Can

Burcu Can (Sosyolog) Köşe Yazarları Kültür Sanat