Dünyanın Fabrika Ayarları

Bilimsel çalışmalar ve meydana gelen ilerlemeler dünyayı daha yaşanır mı kıldı yoksa bozulma sürecini mi hızlandırdı, sualini son zamanlarda sıkça sorar oldum. Gerçekten de üzerinde durulmaya değer bir konu.
Yalnız şu ayrımı yapmak önemlidir, sorgulamamızdaki temel neden; bu sorgulama sonucunda bilime karşı çıkmak ya da bilimsel araştırmaların gereksizliğini savunmak olarak algılanmamalıdır. Zira bilimsel çalışmalar ve gelişmeler büyük bir özveri ve emeğin ürünüdür. Bizim derdimiz bilim değil, her geçen gün bilimden ayrıştırılan etik değerlerin görünmez kılınmasıdır.
Geçmişin izlerini sürdüğümüzde; iyi ve kötünün, zengin ile fakirin, efendi ve kölenin geçmişten günümüze eskimeden taşındığını görebiliriz.

16. yüzyıl ve sonrası bilimde yaşanan gelişmeler, insanların doğaya ve toplumsal yaşantıya bakışını değiştirmiş, organik dünya anlayışından mekanik dünya anlayışına geçiş önlenemez bir hızla gerçekleşmiştir.
Organik dünya görüşü, doğanın düzenini anlama ve onunla uyum içinde yaşama, o bilgiye ulaşmak olarak özetlenebilir. Mekanik dünya anlayışı ise; dünyanın merkezine insanı oturtmakta ve insanı doğanın efendisi kılmakta, insandan başka her şeyi insanın hizmetkârı olarak kabul etmektedir.
Sormadan edemiyorum, doğanın efendisi olduğunu düşünen insan, bugün insanında efendisi olduğunu iddia ederse, insanı insandan kim koruyacak?
Elbette, batı uygarlığının mekanik dünya anlayışını eleştiren muhalif görüşlerde olmuştur. Ekolojik düşünce…
Bu görüş ise; mevcut kaynaklarımızın artan dünya nüfusuna yetmeyeceğini iddia etmekte ve nüfusun azaltılması gerektiğini savunmaktadır.
Bir taraftan insan ömrünün uzatılması, erken ölümlerin önlenebilmesi için araştırmalar yapılıyor, araştırmalar için canlı denekler kullanılıyor, diğer taraftan nüfus artışının engellenmesi gerektiği tartışılıyor…
Mevzumuz hep aynı aslında, hayatta kalmak…
Bugün yeni karşılaştığımız her sorunda tıpkı Covid-19’da olduğu gibi bilimin güvenirliliği, insan sağlığına ve onuruna hizmet ettiği tartışılır hale gelmiş, hemen hemen her kesimden insanların komplo teorileri kurmalarına veya hâlihazırdaki komplo teorilerine inanmalarına zemin hazırlamıştır. Üstelik teknolojik gelişmeler söz konusu olduğunda sadece negatif durumlarda değil, ileriye ve çağ aşmaya yönelik çalışmalar bile sorgulanmaktadır.
Artık insanlar hayatlarına giren her teknoloji ile acaba takip mi ediliyoruz, bilgilerimiz depolanıyor mu, hatta daha ileriye gidip bilincimiz kontrol altına mı alınacak korkusuyla baş etmek zorunda kalmıştır. Fakat buna rağmen kapitalist sistem, hayatı devam ettirmeyi teknolojiye bağlı kıldığından, bu korkuyu yaşayanlar vazgeçmeyi düşünememektedir.
Tüm bu çelişkiler içerisinde insanlar bilime nasıl güvenecek, geleceğini nasıl emanet edecek?
Bilimin gerekliliğinden çok bilimin güvenirliliğinin sorgulandığı bu zamanda bilimsel çalışmaların şeffaflaşması gerekmektedir. Bilimsel araştırmaların etik kurallar ışığında yapılması ve bunun kamuoyu ile paylaşılması elzemdir.
Erdemin, ahlakın ve onurun, bilimden daha önde olduğu, bu meziyetler olmadan bilimsel çalışmaların insan ırkını ve diğer canlıları yok edeceğini öngörmek işten bile değil…
İş işten geçmeden bilim dünyasının evrensel değerlere yaklaşımı ve şeffaflığı yeniden mercek altına alınmalıdır.
Son olarak, insani değerlerini yitirmemiş, bilimi insanlık yararına kullanan bilim insanlarının bugün en az popüler insanlar kadar toplum tarafından tanışmış olması bir nebze olsun bilime güveni yeniden inşa edecektir.

Burcu CAN

Burcu Can (Sosyolog) Dünya Köşe Yazarları