Dijital Pandemi

Dijital Pandemi


Zor zamanlardan geçiyoruz. Bölgesel savaşlar, kıtlıklar, salgınlar, mülteciler ve en nihayetinde Pandemi Covid-19…
Çağlar boyunca insanlık pek çok imtihandan geçmiştir. Kimi zaman din adına, kimi zaman ideolojiler ve doktrinler, kimi zaman da salgınlar yüzünden büyük sıkıntılar çekmiş ve çektirmiştir.
Kavimler göçünü hatırlayalım…

Günümüz, Avrupa devletlerinin temellerini atan önemli bir olaydır. Göçün en önemli faktörü ise hayatta kalma refleksidir. Sonuçları ise Avrupa’nın siyasi ve sosyal yapısı değişmiş, bir çağın sonuna gelinmiştir. İlk Çağ sona ermiş, Orta Çağ başlamıştır. Sonra Endüstri devrimi ile değişen dünya düzeniyle dijital çağın temelleri atılmıştır.

Elbette bir halden bir hale geçiş öylece tertemiz, kusursuz olmamıştır. Geçim yollarının değişmesi ile kentlerde sıkışan aileler, doğal düzenin bozulması ile artan doğal felaketler, yer altı zenginliklerinin yağmalanması, teknolojik açlığın neden olduğu savaşlar, sınırlarda sıkışan göçmenler, denizde boğulan çocuklar, açlıktan ölen insanlar, kimyasal silahlarla yok edilen nesiller, şehirleri viraneye çeviren bombalar dijital çağımızın temel taşlarından bazılarıdır. Bir diğer yönü ise bu oluşumlar tüm dünyanın gözü önünde cereyan etmekte, tüm şeffaflığıyla servis edilmekte ve akabinde unutturulmaktadır.
Şimdi ise en sıcak şekliyle Covid-19, bütün dünyanın siyasi, ekonomik ve sosyal yapısı üzerinde büyük değişimlere neden olacak gibi görünmektedir. Kısaca insanlık yeni bir çağın eşiğinden bakmaktadır. Görünmez bir el tüm insanlığa eşit mesafede hastalık ve ölüm dağıtmakta, ancak ölümden çok ölüm korkusu bizleri kuşatmakta, içimizi kemirmekte…
Bu kaygılarla “devlet sokağa çıkma yasağı ilan etsin” gibi refleks cümleler kuruluyor ama, sonrası düşünülmüyor.

Ekonomik faaliyetlerin durması “dijital bunalım çağı”nın başlaması demektir ki, bu daha büyük bir felaketin fitilini ateşlemektir. Sosyal medyada pek çok senaryolar yazılıp çizilmekte, üzerinde derin felsefik tartışmalar yapılmakta ve bilim dünyası da bu tartışmalarda yerini almaktadır.
Covid-19 biyolojik bir silah mı?
“Küresel güçler dünyada kendi hükümdarlıklarını ilan etmek için biyolojik bir silah geliştirdiler ve nüfusu azaltarak, dünyada kendilerine yer açıyorlar. Dijital seleksiyoncular iş başında…”
Covid-19 kutsal bir uyarı mı?
“Kıyamet alametleri…

Hepimiz cezalandırılıyoruz…”
Tüm bu söylemlerin ve oluşturduğu korkuların üzerinde büyük bir titizlikle durmak lazım. Psikolojisi zayıflamış, güven sorunu yaşayan insanların ve toplumların onarılması zaman alacaktır. Bununla birlikte hastalık bazılarımızı teğet geçse bile salgının etkileri ülke ekonomilerini temelden sarsabilecek yapıdadır. Bu süreci en iyi şekilde atlatabilmek için soğuk kanlılığımızı korumak zorundayız.
Şimdilik teknoloji dünyasının bizler için önemi hatırlatılıyor, sanal ortamların eğlenceli yönleri ön plana çıkarılıyor. Dünya bir paradoks içinde yeniden şekilleniyor.
Dijital çağımızda her şey sanal ortam, sosyal medya ve haber düzeyinde cereyan etmektedir. Ekran başında daha önce hiç görmediğimiz ya da göremeyeceğimiz hayatları görüyor, tanışıyor hatta duygularımızı paylaşıyoruz. Kültür paylaşımı yapıyor, farklı kültürler tanıyor ve pek çok yeni alışkanlıklar ediniyoruz. Dahası alışıyor, duyarsızlaşıyor ve bencilleşiyoruz.
Sanal ortamların bir diğer özelliği ise onur, adalet gibi değerleri taşımak zorunda olmaması. Sanal medya kullanıcılarının yazdığı, paylaştığı ya da çizdiği bilgilerin güvenirliliği hakkında sorumluluk almaması.
Kendi durumunu ya da düşmanının durumunu bilmemek, çağımız için büyük bir problem teşkil etmektedir. Fakat görünen o ki bilim ve ilim yönünde ilerlemenin hayatta kalabilmek için en önemli öncül olduğu dünya literatüründe yerini almıştır. Çağımız insanını neler bekliyor?

Covid-19 uyarısı ile tüm dünya bugüne kadar uğrunda çabaladığı, peşine düştüğü ne varsa sorgulanmak üzere askıya almak zorunda kaldı. Çin’in Wuhan kentinden dünyaya yayılan virüs, Avrupa ülkeleri olmak üzere dünyanın pek çok yerinde büyük ekonomik bedeller ödetiyor ve halkları da ölüm korkusuyla kuşatıyor, kaybedilen her canın arkasından insanları mateme boğuyor.
Artık bu süreçte biz bilim insanlarına ve medya camiasına düşen halkı doğru bilinçlendirmek ve bilgi kirliliğinin önüne geçmektir. Çünkü bu salgın ister doğal isterse de laboratuvar ortamında üretilmiş olsun hedef insandır, kaybeden insandır, kaybolanda hem geçmişimiz hem geleceğimizdir. İşte tamda bu sebepten bugün görünmez düşmanımıza ve onun sonuçlarına karşı birlik olma, bir olma zamanıdır. Biz kendi yaralarımızı birlik olarak kendimiz saracağız ve bu mücadeleden büyük bir zaferle çıkmak için çabalayacağız.
Peki, nasıl zafer ile çıkacağız?
İlk olarak her an, her saat dünyada ne oldu, kaç kişi öldü haberlerini almak için her tür iletişim aracını kullanmaktan vazgeçip, doğru ve seçici olan gerçek haberin kaynağına ulaşmaya çalışarak, yetkililerin uyarıları ve bilgilendirmeleri ile günlük rutinimizi devam ettirmeye çalışmalı, negatif söylem ve paylaşımlardan uzak durmalıyız.
Akabinde bu durumu bir mahrum kalış olarak değerlendirmeyip dünyanın topyekûn inzivaya çekildiği, kaybettiği değerleri hatırladığı ve üretmek için yeterli vakti bulduğu bir teneffüs gibi düşünmeli, okumalı, öğrenmeli, bilgi biriktirmeli ve gelecek nesillerimize her türlü zorluğun üstesinden nasıl gelindiğini göstermek için uğraş vermeliyiz.
Çocuklarımıza bazen yan yana oturup bir bardak çay içmenin bile imkânsızlaşacağı zamanların üstesinden gelip, mahalle pikniklerinde bir araya nasıl geldiğimizi göstermeliyiz. Unutmayalım ki bu geçici bir süreç, tüm güzelliklere yeniden kavuşabilmemiz için tek kalemlik bir reçetemiz var evde kalmak… Öyleyse insanı yaşat ki devlet yaşasın düsturuyla “biz bize yeteriz Türkiyem.”

Burcu Can
Sosyolog

Burcu Can (Sosyolog) Dünya Köşe Yazarları Teknoloji