Teknoloji ve İnsan

Teknoloji ve İnsan

Uzun zaman önce çocuklarımız için büyük tehlike olan Mavi Balina’ya değinmiştik. Ne yazık ki; sanal alemden yayılan saldırı ve tehlikelerin sayısı ve niteliği hızla artıyor. Şimdi de Momo isimli yeni salgını ele alalım. Momo; Japonya’da yapılan bir heykelcik. Kadın yüzü ve kuş vücudu birleşimi bu heykelcik; çeşitli montaj ve efektlerle sosyal medyada tehlikeli bir oyun olarak yayılır hale geldi. Kuzey İrlanda Polisi; ailelerin Momo başta olmak üzere çeşitli tehlikelere karşı küçük çocukların sosyal medya – Youtube – Whatsapp vs. kullanımında dikkatli olmasını ve kontrolün elde bırakılmamasını istedi.
Peki Momo nasıl işliyor? K. İrlanda Polisini teyakkuza geçiren noktaya değinmek isterim. Momo, tıpkı Mavi Balina gibi mesajlaşmalardan, site adreslerinden, Whatsapp’den vs. yayılıyor; ama esas tehlike farklı. Modern ebeveynler yoğun hayatlarının arasında zamana ayırmakta zorlandıkları çocuklarını sakinleştirmek için ellerine telefon – tablet verip susturma yoluna gidiyor. En çok kullanılan mecra bu aşamada Youtube. Youtube’dan çocuğun sevdiği, zihin açıcı, tavsiye edilen vs. çizgi filmleri açıp işlerine dönüyorlar. 40 dakikalık diyelim çizgi film normal akarken, 35. Dakikasında birden Momo beliriyor ve küçük çocuğa kendine zarar vermesi, kanatmasını, çevresine – kardeşlerine vs zarar vermesini direktif olarak veriyor. 40 dakika içinde 20-30 saniye çıkıyor sadece. Bunun video yüklenme esnasında yüklenen site tarafından tespiti bu yönden çok zor. Yanlış anlamayın öyle izlenmeyen, rastgele çizgi filmler değil, örneklemek gerekirse Pokemon’dan tutun Heidi’ye kadar. Momo ile çocuklara zarar vermek isteyen psikopatlar önce orijinal videoyu Youtube’dan indirip, bu Momo ile montajlıyorlar. Son aşamada; videoyu aynı isimle siteye tekrar yüklüyorlar. Siz ‘’Fred Çakmaktaş 1. Bölüm’’ diye aratıp, orijinal bölümü açtık sanırken aslında montajlı videoyu açmış oluyorsunuz. Ve çocuğunuzu da 2-3 saat çizgi film izlesin diye tabletle baş başa bıraktığınızda belki de her bölümde 8-10 defa Momo gelip çeşitli direktifler veriyor. Bu alçaklar yine yakalanmamak için videoları uzun süre dolaşımda tutmuyorlar. Yani; silip silip tekrar yüklüyorlar, böylece aileler farkına varmadan daha çok çocuğa, saman altından su yürüterek ulaşıyorlar.
Normal ilerleyen bir çizgi film. Youtube’a yüklenmiş. Şüpheli en ufak şey yok. Derken; videonun 56. Saniyesine gelelim. Evet; karşınızda Momo. Çocuğa söylediklerini çevirirsek basitçe; ‘’Benim adım Momo. En berbat kabusun. Seni öldürürüm ve seni öldüreceğim. Gece yatağına geleceğim ve sabaha ölmüş olacaksın. Gözlerime bak, yalan söylemiyorum, öleceksin. Bacağını kes ve beni asla görme. Bileklerini kes ve ailen de beni hiç görmesin.’’ Ve Momo gidiyor, çizgi film devam ediyor. Görüyorsunuz; küçük bir çocuktan anne babasını da tehdit etmeye varacak kadar ileri giderek bacaklarını ve bileklerini kesmesini istiyor. Kuzey İrlanda Polisi’ni harekete geçiren şey de bu. Üstelik; sadece videolar değil, oyunlarda da görüldüğü raporlanıyor. Çocuk oyun oynuyor, bölüm geçiyor arada Momo çıkıp yine bu direktifleri veriyor. Ürkütücü; ama gerçek. Peki ne yapacağız? Çocuğumuzu tamamen modern çağdan koparamayız. Dikkatli olacağız, örneğin Youtube’da çizgi film vs. açarken yapımların resmi kanallarından açmış olmaya özen göstereceğiz. Videoyu yükleyen sayfasına girdiğinizde bunu görmek mümkün. Yine; resmi kanalın isminin yanında bir tik görürsünüz, fareyi üstüne getirdiğinizde de verified / onaylı yazısı otomatik belirir. Bunlar yapım şirketlerine ait olduğunu belli eder ki, güvenlidir. Temel önlem; çocuğu gözetim altında tutmaktır. Yani kendisi de tabletten tutup kurcalarken tehlikeli videolara gidebilir. O sebeple belli aralıklarla (fazla uzun tutmadan) kontrol etmekte fayda var.
Çocuklarımızın canları üstünden eğlence sağlamaya çalışan hasta ruhlu alçaklar uyumuyorlar. Biz onlardan daha dikkatli ve özenli olmalıyız. Çocuklar en değerli varlıklarımız, güzel ve güvenli bir ömür sunmak da görevimizdir Hem devlete hem millete hem de Allah’a borcumuzdur bu emanetlere sahip çıkmak.
Teknoloji çağının aslında böyle doğrudan değil, dolaylı da zararları var. İktisatçı arkadaşlar bilecektir; marjinal fayda teorisi vardır iktisatta. Karmaşık sayılabilecek bir konuyu örneklemek isterim. Sıcak havada gidip bir bardak limonata serinletir iyi gelir. Derin bir oh çekersiniz. 2. Bardakta biraz daha aldığınız zevk azalır. 3 – 4 – 5 derken azala azala belli Bardaktan sonra şekeriniz yüzünden hasta düşersiniz. Marjianl fayda dediğimiz işte her bardakta düşen ve zamanla zarar dönen faydadır. Atalarımızın herşeyin fazlası zarar dediği olayın daha teknik hali. Teknoloji, internet, telefon da böyle çocuklar için. 0’lamayın; ama hangi bardakta dur demek gerektiğinş de siz belirleyin.
Dolaylı zarar dönelim; ABD’li ünlü bir psikolog var Phil Zimbardo. Bu adam; 1971’de yaptığı Standord Hapishane Deneyiyle ünlendi. Deney şu; gönüllü üniversite öğrencileri bir hapishane simülasyonunda mahkum / gardiyan olarak ayrılıyor ve hapis hayatı gibi yaşamaya başlıyorlar. Deneyin amacı; otorite – güç gibi soyut kavramların somut olarak gözlenmesi. Fakat; deney öyle bir noktaya geliyor ki; öğrenci denekler sadece 6 gün içinde mahkum / gardiyan rollerine bürünüp gerçek hapishanelerden sahneler sunmaya başlayınca deney sonlanıyor. Bu derece ünlü bir psikolog olan Zimbardo, çocuklara yoğunlaştı ve ilginç bir teori ortaya attı; modern çağda erkek çocuklar daha büyük risk altında psikoloji ise konu. Zimbardo şöyle açıklıyor; yeni dönemle beraber küresel olarak kızlarımızı hayata katmak için devletler başta olmak üzere büyük çabaya giriştik. İş hayatı, sosyal haklar ve güvenlik vs. Yanlış anlaşılmasın bu doğru bir tavır; kızlarımız elbette ki her alanda olmalı ve olacaktır da. Güzel gelişmeler. Fakat; sıkıntı şu ki erkek çocuklar bu noktada yalnız bırakıldı. Kız çocukları daha rekabetçi yetişirken erkek çocukları tam tersi şekilde eve, odaya, bilgisayar başına hapsedildi. Zimbardo erkek çocuklarının durumunu şöyle özetliyor; rekabetçi yetişme şartlarından ziyade toplum tarfından kendi haline bırakılan ve teknolojiyle daha ilgili olan erkekler büyüdükçe kendi Dünyalarına ve sanal hayata daha çok kapılıyor. Kız çocuklarının aksine gerçek Dünya – sanal Dünya ilişkisinde daha etki altında kalıyorlar ve sistem tarafından teşvik de edilmedikleri için sarmala giriyorlar. Neticede; kavga etmek yerine oyunda kavga ediyor, sokakta top oynamıyor bilgisayarda saatlerce futbol maçı yapıyor, kız arkadaş edinmiyor, pornografik yayınlara bağımlı hale geliyor. Sürecin sonunda; belli bir yaşa geldiği halde ne okuyan, ne çalışan, ne sosyal hayatı olan, aile ya da sosyal yardımlarla hayatını bilgisayar – oyun başında sürdüren, Zimbardo tabiriyle ‘’Bitik Erkekler’’ ortaya çıkıyor. İşte marjinal faydaya dönelim; teknolojinin hayatımızı kolaylaştıran yönlerini çocuğa öğretmek, okulda yardımcı olacak, dil öğretecek vs şeyleri öğretmek ilk limonata bardağı. Bu gerekli ve eğlencelidir. Fakat; şeker komasına girecek kadar limonata içirerek, tüm hayatını sanal ortama bağlamak tehlikeli olandır. Burada rol de aileye düşer. Ağaç; yaşken doğrulur. Çocuğunuzu 10 metre kare odaya hapsetmeyin, hayatın içinde olmasını da sağlayacak yönde aktiviteler yapın. Sohbet etmek bile emin olun bu bahsi geçen ‘’Bitik’’ noktasına gitmede engeldir. Şaka değil bu durum; tarımın icadından bu yana belki de ilk defa bu kadar üretimin dışında toplum mensupları var. Avrupa ve Amerika’da sosyal fonlardan faydalanan ya da ailesinin ihtiyaçlarını karşıladığı 30’lu yaşlarındaki erkek sayısı rekora koşuyor. Dünya bunu tartışmaya başlıyor; biz de incelemeliyiz. Hatta öyle derin tartışmalara girdiler ki; bazı kürsülerde oyun kahramanları – süper kahramanlar vs.’nin çocukların gözünde ana – babadan daha büyük birer idol ve rol modele hatta adeta yarı tanrıya dönüşmesiyle gerçeklikten kopuşun başladığını savunan modeller var.

Ercan Akpınar Köşe Yazarları Teknoloji