BİR YANI ÇOCUK OLMAK

BİR YANI ÇOCUK OLMAK

BİR YANI ÇOCUK OLMAK

İnsan hayatı boyunca, hayatın bir parçası olan birçok sıkıntı, hüzün, elem çekebilmektedir. İnsan bu zor günlerinde; sığınacak bir liman, tutunacak bir dal, paylaşacak birini arar. Aslında; kişinin aradığı kendini anlayabilecek olan biridir. Normal hayatta bu tür insanları bulmak bazen çok zor, bazen de imkânsızdır. Bu çıkmaz sokak kişilerde daha derin üzüntü, travma ve ümitsizliğe yol açabilmektedir.

Aslında; bazen unuttuğumuz, çoğu zaman hatırlamadığımız, bazen uyutup bazen de öldürdüğümüz biri var. Kim mi dersiniz. Bu içimizdeki çocuktur. Elinden tutulmasını bekleyen, kimi zaman emekleyen, kimi zaman yaramazlık yapan, tebessümü dünyaya değen biri, haydi dediğimizde hemen bize koşabilecek biri…

Şubat ayında Yıldız Dağı Kayak Merkezine gitmiştim. Yaşlı bir teyze ve amcanın kızakla kaymak için hazırlık yaptıklarını gördüm. Hemencecik bir kenara çekilip onları izlemeye başladım. Amca öne teyze de arkaya oturdu. Amca bir şoför edası ile otururken teyze de ona sımsıkı sarıldı. Kızaktan düşme kaygısı ve kayacak olmanın verdiği mutluluğu yüzünden çok rahat okuyabiliyordum. Derken amca yaklarından da kuvvet alarak kızağı harekete geçirdi. Kızakla kayarken bağırmaları ve kahkaha atmaları görülmeye değerdi. “Çocuklar gibi şen olmak” tabiri tam da bu çiftin üzerine oturuyordu. Esasında bu çiftin içlerindeki çocuğu öldürmediklerini görebiliyor, onları heyecan ve mutlulukla izliyordum. Ne kadar hoştu. İçindeki çocuk ile el ele tutup oynamak, dördü bir arada kayak yapmak.

Bazen de içimizdeki çocuğu öldürmemiz veya kendimize küstürmemiz, ölüm denen gerçeği unutuyor olmamızdan da kaynaklanabiliyor. Hayatın kısa olduğunu hatırlamak gerekir. Mesela; yüz yıl sonra, yaklaşık yüzde yüzümüzün bu dünyada olmayacağını unutmamak gibi. Bu gerçeği görürsek hayatın anlamımı daha iyi anlar, içimizdeki çocuğa kulak verebiliriz.

Başka bir gerçek ise; “başkaları ne der” anlayışıdır. Tabi ki insan üzerine düşen rolü doğru oynamalı, milli ve manevi değerlerimiz, geleneklerimizle ters düşmemeli. Benim burada demek istediğim, başkalarının ne diyeceğinden öte biz ne kadar kendimiziz, sorusunu kendimize sormalı, ona göre davranmalıyız.

Bir yanı çocuk olmanın başka bir boyutu da; o çocuğun saflığını, temizliğini, mutluluğunu anlayabilmek, onun penceresinden bakabilmektir. Bu durum bizleri zinde tutar. Karşılaştığımız birçok duruma saf ve masum bakmamızı sağlar.

İnsan gerçek bir çocuk sahibi olduğunda, onun için bir gelecek hazırlamak, ona kol kanat germek ister. İçten gelen bu hissi bağlılık ve anne baba olmanın verdiği rol ile bütünleşerek davranışa dönüşür. İçimizdeki çocuğa da aynı duyguyu beslesek daha iyi olmaz mı? Zira bu çocuk ölene kadar bizimle yaşayacak ya da sayemizde yaşamamış olacak.

Unutmayalım içimizdeki çocuk bizim yaşam sevincimiz, mutluluk iksirimizdir. Bu sayede daha diri olur, daha genç kalabilir, olaylara daha da pozitif bakabiliriz. Onunla bağı koparmadan, bir yanımızı hep çocuk bırakmalıyız. İçimizdeki çocuk bizi oyuna çağırıyor. Evet diyecek misiniz?

İbrahim Kılıç Köşe Yazarları